Millî Güvenlik Kurulu'nun 28 Şubat 1997 tarih ve 406 Sayılı Kararına Ek-A (rejim aleyhtarı irticai faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler)
1-Anayasamızda cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4'üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması icin mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
2-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Millî Eğitim Bakanlığı'na devri sağlanmalıdır.
3-Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihraklarin etkisinden korunması bakımından:
a-8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b-Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
4-Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.
5-Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.
6-Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
7-İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK'yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.
8- İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK'dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.
9- TSK'ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.
10-Bu maddenin tam metnini Turkiye'nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği için yayınlayamıyoruz.
11-Aşırı dinci kesimin Türkiye'de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.
12-T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasası ve bilhassa Belediyeler Yasası'na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.
13-Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye'yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.
14-Çeşitli nedenlerle verilen, kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu konuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.
15-Kurban derilerinin, mali kaynak sağlamayı amaçlayan ve denetimden uzak rejim aleyhtari örgüt ve kuruluşlar tarafından toplanmasına mani olunmalı, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.
16-Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler ivedilikle sonuçlandırılmalı ve bu tür yasadışı uygulamaların ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alınarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel korumalar kaldırılmalıdır.
17-Ülke sorunlarının çözümünü "Millet kavramı yerine ümmet kavramı" bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.
18-Büyük Kurtarıcı Atatürk'e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındakı 5816 sayılı kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir.
28 Şubat 1997 tarih ve 406 sayılı MGK Kararı'nın Eki'dir.
Tuesday, April 21, 2009
Saturday, April 18, 2009
Kürt sorunu ve yine 'çıkmaz yol'...
Diyarbakır’ın bir baro başkanı vardı. ‘Terör örgütü’ ile yakından uzaktan ilişkili olmadığını cümle âlem bilirdi. Hatta, biraz daha ‘Diyarbakır kulisi’ne girerseniz, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Diyarbakır’dan DTP adayı olmasının da ‘baskılar’la engellendiğini öğrenirsiniz.
Sezgin Tanrıkulu, ‘iki ateş’ arasında kalanlardan. Baro Başkanı olarak 2007 yılında üyelerine
dağıtılmak üzere Kürtçe ajanda çıkarttığı için yargı önüne çıkartıldı. Tanrıkulu’nun dün Diyarbakır 2.Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma zaptını okuyalım:
“Sanıklar savunmalarında, kovuşturma konusu ajandada yer alan Türkçe dışındaki kullanılan ibarelerin kendilerinin ana dili olduğunu, ana dillerini kullanmalarının meşru bir talep olduğunu, açılan davanın yersiz olduğunu savunmuşlarsa da; T.C. Anayasası 3. Maddesi ile ‘Türkiye Devletinin dilinin TÜRKÇE olduğunu, 10. Maddesi ile herkesin kanun önünde eşit olduğu, ayrımcılık yapılamayacağı, hiçbir kişiye, aileye, zümreye imtiyaz tanınamayacağı, 11. Maddesi ise Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu belirtmiştir. Kamu görevlilerinin kamu hizmetlerini kendi ana dillerini kullanarak yapabilecekleri konusunda gerek ulusal mevzuatımızda gerekse uluslararası anlaşmalarda hiçbir hüküm yoktur.” Ve şu satırlar:
“Yukarıda açıklanan tüm yasal mevzuat değerlendirildiğinde Baro Başkanı Sanık Mustafa Sezgin TANRIKULU’nun yürütmekte olduğu kamu görevi kapsamında Baro Yönetim Kurulu Kararma istinaden baro adına Türkçe dilinde ve Türk Alfabesi kullanılarak bastırıp dağıtılması gereken 2007 yılına ait Baro ajandasında karara aykırı olarak Türkçe ve Türk Alfabesi dışında başka dil ve başka alfabeye yer vermek suretiyle bastırıp dağıttığı, kamu kurumu olan Baronun bu şekilde resmi dil ve resmi alfabe dışında ülkede bir kısım vatandaşların kullandığı dil ve ülkemizde kullanılmayan alfabe ile kamu hizmeti vermesinin ülkede yaşayan farklı ana dilleri olan diğer vatandaşlar nezdinde kamu kurumunun hizmet vermede ayrımcılık yapması olarak kabul edileceği.farklı ana dili olan vatandaşların Diyarbakır Barosuna kayıtlı avukat olarak çalışmaktan veya Diyarbakır Barosundan hukuki yardım talep çimekten çekinecekleri, bu nedenle sanığın kamu idaresine güvenin .sarsılmasına neden olup kamu idaresinin manevi zararına kasten sebebiyet verdiği”...
İşte burası sözün bittiği yerdir.
Başbakan’ın 1 Ocak 2009 günü günde 24 saat Kürtçe yayın yapacak TRT-6’in yayına başlamasını Kürtçe ‘Hayırlı Olsun’ sözleriyle ilan ettiği bir ülkede 17 Nisan 2009 günü yukarıdaki satırlar bir duruşma zaptına geçiyorsa, söylenecek fazla şey kalmıyor.
Kaldı ki, TRT-6 ismiyle özdeşleşmiş Rojin’in ‘yürütme’nin ‘baskıları’na dayanamayarak ayrılmasıyla işlevini zaten çok sarsmıştır. Başbakan’ın ‘Hayırlı Olsun’ temennisi havada kalmıştır.
Ortada pek ‘hayırlı’ bir şey gözükmüyor...
***
TRT-6 yayına başladığı vakit, toplumun çok büyük bölümünde ‘iç barış’ umutları uyandırmış, Türkiye’de ‘reform’ yönünde öyle önemli bir adım atılmış olmuştu
ki, Barack Obama TBMM konuşmasında bu adımın altını özellikle övgüyle çizmişti.
TRT-6’nın (ki, herkesin dilinde Kürtçe TRT Şeş olarak anılıyor) yayına başlamasından rahatsız olanlar da vardı. İflah olmaz Türk milliyetçilerinin yanısıra ve onlardan da öteye PKK ve çevreleri ellerinden önemli bir koz alındığı duygusuyla rahatsız oldular. TRT-6’ya karşı propaganda mekanizmalarını harekete geçirdiler. İsmi TRT-6 ile özdeşleşmiş Rojin de o çevrelerin yürüttüğü kampanyadan nasibini aldı.
Ancak, Rojin’in canına, o canipten gelen hakaretler hatta tehditlerden değil, ‘içerden’ gelen baskılar tak dedirtti. Rojin’in TRT-6’yı bırakmasının açtığı yara kolayca tedavi edilecek cinsten görünmüyor.
Yılın başıyla birlikte Kürt sorununun çözümü yolunda ilerleme umutları yeşerten bahar havasının bir başka parçası, Şivan Perver’i Türkiye’ye getirtmek için harekete geçilmesiydi. Bizzat Başbakan Şivan Perver’in ismini andı.
Siyasi iklimde ‘bahar havası’ gelişiyordu. Öyle ki, PKK’nın silahlarını bırakmaya ikna edileceğine ilişkin umutlar yeşermişti. Bu amaçla Erbil’de toplanacak bir ‘Kürt Konferansı’ büyük beklentileri harekete geçirmişti.
Nisana geldik. Nevruz’u sağ salim geçtik. Meteorolojik bahar günleri başlıyor ama heyhat, Kürt sorununun çözümüne ilişkin ‘iklim’ yine değişti. Yine bulutlar kararıyor.
29 Mart’ta DTP’nin Güneydoğu’da çarpıcı bir seçim başarısı elde etmesi, akıllı bir iktidar için ‘barışçı siyasi çözüm’ doğrultusunda yol alabilmek için büyük fırsat sunmuşken, tam tersi sonuçlara yol açmışa benziyor.
Seçimin üzerinden iki hafta geçmişken, Obama’nın TBMM’de Ahmet Türk ile görüşmesinin
vermesi gereken ‘mesaj’ın tam tersine, DTP’ye karşı topyekûn ‘devlet saldırısı’ yaşanıyor.
Diyarbakır ve çeşitli Güneydoğu merkezlerindeki geniş çaplı ve DTP’lileri kapsayan tutuklama dalgasından sonra dün de DTP İstanbul İl Başkanı gözaltına alındı.
‘Erbil Kürt Konferansı’ girişimin bir başka bahara kaldığını, hatta yapılmaması ihtimalinin en az yapılması ihtimali kadar güçlü olduğunu Washington’da bizzat konferansın düzenlenmesinden sorumlu olan kişiden öğrendik.
Ak Parti iktidarı için, bu tutturduğu yoldan daha ‘intihari’ bir yol olamaz. Bu yolun üzerindeki tabela, PKK’nın ‘silahsızlandırılması’, yani Kürt sorununun şiddetten arındırılması yönünü işaret etmiyor. Tam tersine, Kürtler için ‘ova’nın bir başka deyimle ‘şehirler’in, yine bir başka deyimle Türkiye’nin siyasi sistemine ‘entegre’ olmanın ‘geçer yol’ olmadığını onlara ilan etmiş oluyor.
Bu yol, Kürtlere ‘dağ yolu’nu işaret ediyor.
***
Durum böyleyken, Genelkurmay Başkanı’nın Türk yerine ‘Türkiyelilik’e vurgu yapmış olduğu yorumları, kimse kusura bakmasın ama, bir ‘geyik tartışması’ değerinde.
Kimse bize DTP’nin bir şekilde PKK ile bağı olduğunu anlatmak için zahmet etmesin.
Bunu öylelerinden çok daha iyi biliyoruz. İki yıl önce Diyarbakır’da kamuya açık bir toplantıda,
dinleyici sıralarının en önünde oturan DTP’li milletvekillerinin varlığında ‘DTP ile PKK arasında organik bağ’dan söz etmiştim. Örnek ortada idi, ‘Eşlerden biri yasa koyucu yani TBMM üyesi, diğeri Kuzey Irak’ın dağlarında yasadışı’.
Bu ‘metafor’dan daha açık bir örnek olabilir mi?
Ancak, DTP’yi ‘işlevsel’ kılan tam da bu. PKK’ya ‘artık silahlarını bırak’ dediğiniz vakit ne öneriyorsunuz? Gelin teslim olun ve hapse girin mi diyeceksiniz? Bunu kabul etmelerini mi bekliyorsunuz?
Kabul görmesi ihtimali olan bir diğer öneri ise, DTP gibi ‘meşru kanallar’dan Türkiye’nin siyasi yapısına katılmak. O da bir ihtimal.
Bir diğer yol ise ‘Ben seni yok edinceye kadar savaşa devam’ önerisi ki, bugüne dek Türkiye’yi hırpalamış olan ve bugün de uygulanan ama istenen sonucu verdiği kuşkulu olan yol.
Diyarbakır’da PKK ile ilişkisi olmayan Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’ya açılan dava, Rojin’i TRT-6’dan kopartan davranışlar, DTP’ye yönelik tutuklama dalgaları yukarıda ifade edilen ikinci önerinin iptali kıvamında.
O yüzden Erbil Kürt Konferansı’nın bir başka bahara ertelenmesi ve imkânsızlığı muhtemel hale geldi. O yüzden, Başbakan tarafından Türkiye’ye davet edilen ve iki ay önce Erbil’de görüştüğümüzde Türkiye’ye dönmeyi ciddi ciddi düşünen Şivan Perver, Almanya’da üst üste protesto bildirileri yayımlıyor.
Kürt sorununun ele alınışına ilişkin çeşitli yollardan söz ettik. Şu anda görülen yol, ‘çıkmaz yol’dur.
Başbakan’a ve AK Parti iktidarına basit bir sorumuz var:
Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?
CENGİZ ÇANDAR
Sezgin Tanrıkulu, ‘iki ateş’ arasında kalanlardan. Baro Başkanı olarak 2007 yılında üyelerine
dağıtılmak üzere Kürtçe ajanda çıkarttığı için yargı önüne çıkartıldı. Tanrıkulu’nun dün Diyarbakır 2.Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşma zaptını okuyalım:
“Sanıklar savunmalarında, kovuşturma konusu ajandada yer alan Türkçe dışındaki kullanılan ibarelerin kendilerinin ana dili olduğunu, ana dillerini kullanmalarının meşru bir talep olduğunu, açılan davanın yersiz olduğunu savunmuşlarsa da; T.C. Anayasası 3. Maddesi ile ‘Türkiye Devletinin dilinin TÜRKÇE olduğunu, 10. Maddesi ile herkesin kanun önünde eşit olduğu, ayrımcılık yapılamayacağı, hiçbir kişiye, aileye, zümreye imtiyaz tanınamayacağı, 11. Maddesi ise Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu belirtmiştir. Kamu görevlilerinin kamu hizmetlerini kendi ana dillerini kullanarak yapabilecekleri konusunda gerek ulusal mevzuatımızda gerekse uluslararası anlaşmalarda hiçbir hüküm yoktur.” Ve şu satırlar:
“Yukarıda açıklanan tüm yasal mevzuat değerlendirildiğinde Baro Başkanı Sanık Mustafa Sezgin TANRIKULU’nun yürütmekte olduğu kamu görevi kapsamında Baro Yönetim Kurulu Kararma istinaden baro adına Türkçe dilinde ve Türk Alfabesi kullanılarak bastırıp dağıtılması gereken 2007 yılına ait Baro ajandasında karara aykırı olarak Türkçe ve Türk Alfabesi dışında başka dil ve başka alfabeye yer vermek suretiyle bastırıp dağıttığı, kamu kurumu olan Baronun bu şekilde resmi dil ve resmi alfabe dışında ülkede bir kısım vatandaşların kullandığı dil ve ülkemizde kullanılmayan alfabe ile kamu hizmeti vermesinin ülkede yaşayan farklı ana dilleri olan diğer vatandaşlar nezdinde kamu kurumunun hizmet vermede ayrımcılık yapması olarak kabul edileceği.farklı ana dili olan vatandaşların Diyarbakır Barosuna kayıtlı avukat olarak çalışmaktan veya Diyarbakır Barosundan hukuki yardım talep çimekten çekinecekleri, bu nedenle sanığın kamu idaresine güvenin .sarsılmasına neden olup kamu idaresinin manevi zararına kasten sebebiyet verdiği”...
İşte burası sözün bittiği yerdir.
Başbakan’ın 1 Ocak 2009 günü günde 24 saat Kürtçe yayın yapacak TRT-6’in yayına başlamasını Kürtçe ‘Hayırlı Olsun’ sözleriyle ilan ettiği bir ülkede 17 Nisan 2009 günü yukarıdaki satırlar bir duruşma zaptına geçiyorsa, söylenecek fazla şey kalmıyor.
Kaldı ki, TRT-6 ismiyle özdeşleşmiş Rojin’in ‘yürütme’nin ‘baskıları’na dayanamayarak ayrılmasıyla işlevini zaten çok sarsmıştır. Başbakan’ın ‘Hayırlı Olsun’ temennisi havada kalmıştır.
Ortada pek ‘hayırlı’ bir şey gözükmüyor...
***
TRT-6 yayına başladığı vakit, toplumun çok büyük bölümünde ‘iç barış’ umutları uyandırmış, Türkiye’de ‘reform’ yönünde öyle önemli bir adım atılmış olmuştu
ki, Barack Obama TBMM konuşmasında bu adımın altını özellikle övgüyle çizmişti.
TRT-6’nın (ki, herkesin dilinde Kürtçe TRT Şeş olarak anılıyor) yayına başlamasından rahatsız olanlar da vardı. İflah olmaz Türk milliyetçilerinin yanısıra ve onlardan da öteye PKK ve çevreleri ellerinden önemli bir koz alındığı duygusuyla rahatsız oldular. TRT-6’ya karşı propaganda mekanizmalarını harekete geçirdiler. İsmi TRT-6 ile özdeşleşmiş Rojin de o çevrelerin yürüttüğü kampanyadan nasibini aldı.
Ancak, Rojin’in canına, o canipten gelen hakaretler hatta tehditlerden değil, ‘içerden’ gelen baskılar tak dedirtti. Rojin’in TRT-6’yı bırakmasının açtığı yara kolayca tedavi edilecek cinsten görünmüyor.
Yılın başıyla birlikte Kürt sorununun çözümü yolunda ilerleme umutları yeşerten bahar havasının bir başka parçası, Şivan Perver’i Türkiye’ye getirtmek için harekete geçilmesiydi. Bizzat Başbakan Şivan Perver’in ismini andı.
Siyasi iklimde ‘bahar havası’ gelişiyordu. Öyle ki, PKK’nın silahlarını bırakmaya ikna edileceğine ilişkin umutlar yeşermişti. Bu amaçla Erbil’de toplanacak bir ‘Kürt Konferansı’ büyük beklentileri harekete geçirmişti.
Nisana geldik. Nevruz’u sağ salim geçtik. Meteorolojik bahar günleri başlıyor ama heyhat, Kürt sorununun çözümüne ilişkin ‘iklim’ yine değişti. Yine bulutlar kararıyor.
29 Mart’ta DTP’nin Güneydoğu’da çarpıcı bir seçim başarısı elde etmesi, akıllı bir iktidar için ‘barışçı siyasi çözüm’ doğrultusunda yol alabilmek için büyük fırsat sunmuşken, tam tersi sonuçlara yol açmışa benziyor.
Seçimin üzerinden iki hafta geçmişken, Obama’nın TBMM’de Ahmet Türk ile görüşmesinin
vermesi gereken ‘mesaj’ın tam tersine, DTP’ye karşı topyekûn ‘devlet saldırısı’ yaşanıyor.
Diyarbakır ve çeşitli Güneydoğu merkezlerindeki geniş çaplı ve DTP’lileri kapsayan tutuklama dalgasından sonra dün de DTP İstanbul İl Başkanı gözaltına alındı.
‘Erbil Kürt Konferansı’ girişimin bir başka bahara kaldığını, hatta yapılmaması ihtimalinin en az yapılması ihtimali kadar güçlü olduğunu Washington’da bizzat konferansın düzenlenmesinden sorumlu olan kişiden öğrendik.
Ak Parti iktidarı için, bu tutturduğu yoldan daha ‘intihari’ bir yol olamaz. Bu yolun üzerindeki tabela, PKK’nın ‘silahsızlandırılması’, yani Kürt sorununun şiddetten arındırılması yönünü işaret etmiyor. Tam tersine, Kürtler için ‘ova’nın bir başka deyimle ‘şehirler’in, yine bir başka deyimle Türkiye’nin siyasi sistemine ‘entegre’ olmanın ‘geçer yol’ olmadığını onlara ilan etmiş oluyor.
Bu yol, Kürtlere ‘dağ yolu’nu işaret ediyor.
***
Durum böyleyken, Genelkurmay Başkanı’nın Türk yerine ‘Türkiyelilik’e vurgu yapmış olduğu yorumları, kimse kusura bakmasın ama, bir ‘geyik tartışması’ değerinde.
Kimse bize DTP’nin bir şekilde PKK ile bağı olduğunu anlatmak için zahmet etmesin.
Bunu öylelerinden çok daha iyi biliyoruz. İki yıl önce Diyarbakır’da kamuya açık bir toplantıda,
dinleyici sıralarının en önünde oturan DTP’li milletvekillerinin varlığında ‘DTP ile PKK arasında organik bağ’dan söz etmiştim. Örnek ortada idi, ‘Eşlerden biri yasa koyucu yani TBMM üyesi, diğeri Kuzey Irak’ın dağlarında yasadışı’.
Bu ‘metafor’dan daha açık bir örnek olabilir mi?
Ancak, DTP’yi ‘işlevsel’ kılan tam da bu. PKK’ya ‘artık silahlarını bırak’ dediğiniz vakit ne öneriyorsunuz? Gelin teslim olun ve hapse girin mi diyeceksiniz? Bunu kabul etmelerini mi bekliyorsunuz?
Kabul görmesi ihtimali olan bir diğer öneri ise, DTP gibi ‘meşru kanallar’dan Türkiye’nin siyasi yapısına katılmak. O da bir ihtimal.
Bir diğer yol ise ‘Ben seni yok edinceye kadar savaşa devam’ önerisi ki, bugüne dek Türkiye’yi hırpalamış olan ve bugün de uygulanan ama istenen sonucu verdiği kuşkulu olan yol.
Diyarbakır’da PKK ile ilişkisi olmayan Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu’ya açılan dava, Rojin’i TRT-6’dan kopartan davranışlar, DTP’ye yönelik tutuklama dalgaları yukarıda ifade edilen ikinci önerinin iptali kıvamında.
O yüzden Erbil Kürt Konferansı’nın bir başka bahara ertelenmesi ve imkânsızlığı muhtemel hale geldi. O yüzden, Başbakan tarafından Türkiye’ye davet edilen ve iki ay önce Erbil’de görüştüğümüzde Türkiye’ye dönmeyi ciddi ciddi düşünen Şivan Perver, Almanya’da üst üste protesto bildirileri yayımlıyor.
Kürt sorununun ele alınışına ilişkin çeşitli yollardan söz ettik. Şu anda görülen yol, ‘çıkmaz yol’dur.
Başbakan’a ve AK Parti iktidarına basit bir sorumuz var:
Ne yaptığınızı zannediyorsunuz?
CENGİZ ÇANDAR
Saturday, April 4, 2009
Meclis'te babalar, oğullar, aşiret reisleri
Meclis'te babalar, oğullar, aşiret reisleri
1 Eylül 2007 Cumartesi : 10:07 SİYASET
Önce 'baba'ları ağırladı Meclis' koltukları, ardından 'oğulları' Çoğu akraba da katıldı bu 'temsil' zincirine' Ancak üç ailenin adları hiç unutulmadı...
Nursel dilek'in haberi
Cumhuriyet döneminde siyaset sahnesine çıkan çoğu parti, Osmanlı’nın son döneminden miras bir geleneği devam ettirircesine atıldı politikaya. Önce ‘baba’ları ağırladı Meclis’ koltukları, ardından ‘oğul’ları… Çoğu akraba da katıldı bu ‘temsil’ zincirine… Ancak siyaset sahnesinde adlarından çok sık söz ettiren sadece üç aile yer aldı: İnönüler, Menderesler ve Özallar…
Türk siyasi tarihine hiç şüphesiz damgasına vuran köklü ailelerdi onlar. Çoğunun ortak özelliği Meclis’te güçlü temsil imkânına sahip olmalarıydı. Ancak hepsi de bugüne kadar sadece birer ‘lider’ çıkarabildi. İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü, Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes ve Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, milletvekilli seçilmeyi başarsalar da babalarına yaklaşacak bir liderlik vasfı çizemediler. Hepsi ailelerinin onlara vermiş olduğu sorumlulukla hareket etti; ancak soyadlarının önüne çoğu zaman geçemediler.
BABALAR, OĞULLAR, AŞİRET REİSLERİ…
Yeni Meclis’te ne İnönü, ne Menderes ne de Özal ailesi var. 23. dönem Meclis’inin yüzde 80’i yenilendi. Ancak bazı vekillerin soyadları kulaklara yabancı gelmedi. Kimi babasının kaldığı yerden devam etmeye karar verdi. Kimi aşiretinin kendisine verdiği yetkiyle Meclis’te şanını sürdürmeye… Tuğrul Türkeş, Deniz Bölükbaşı, Mithat Melen, Faik Öztırak, Faruk Septioğlu, Süreyya Sadi Bilgiç ve Osman Yağmurdereli babalarının başlattığı siyasi geleneğin devamı olarak ilk defa girdiler Meclis’e. Soyadları o gün, onlar için daha bir önem kazandı. Hepsi Meclis koltuğuna oturduğunda ‘babalarının izlerini’ hissetti. Yemin ederken de bir yerlerden izlendiklerini… Eski ANAP Milletvekili Galip Demirel’in kızı Güldal Akşit de ikinci defa Meclis’e girmenin mutluluğunu yaşadı.
Meclis bu dönem sadece babalar ve çocuklarını değil, yıllar önce parlamentoya giren birçok vekilin akrabasını da ağırlıyor. MHP Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş, eski Tarım Bakanı Bahri Dağdaş’ın yeğeni. Adalet eski Bakanı Cemil Çiçek’in amcaoğlu AK Parti Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek de aynı aileden ikinci defa Meclis’e girenlerden.
Parlamentoya yıllardır vekil gönderen aileler sadece siyasi arenada soyadıyla önemli mevkilerde görev yapanlar değil. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da çoğunluğu oluşturan aşiretler yıllardır Meclis’in vazgeçilmezleri arasında. İzol, Cevheri, Zeydan ve Şeyhanlı aşiretleri diğer dönemlerde olduğu gibi bu Meclis’te de temsil imkânına kavuştu.
MECLİS’TE YAŞAYAN TARİH...
Meclis’in ikinci kuşak vekillerinin önemli bir kısmı MHP’de yer alıyor. Türkeş ailesini bu dönem iki milletvekili temsil ediyor. MHP lideri merhum Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ve damadı Hamza Hamit Homriş. Siyasetin renkli simalarından biri olan eski Millet Partisi Başkanı Osman Bölükbaşı’nın oğlu eski büyükelçi Deniz Bölükbaşı da MHP Ankara milletvekili olarak parlamentoda görev alanlar arasında. MHP İstanbul Milletvekili Mithat Melen de eski başbakanlardan Ferit Melen’in oğlu.
Babadan kalma siyaseti devam ettirme geleneği en az CHP’de görülüyor artık. CHP’nin köklü ailelerinden biri, Öztrak ailesi. Bu yıl Meclis’e giren eski Hazine Müsteşarı CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ailenin Meclis’teki son temsilcisi. Öztrak ailesi ilk olarak Mustafa Faik Öztrak’ı Meclis’e gönderdi yıllar önce. Kendisi çok partili dönemde Dahiliye Vekilliği (İçişleri Bakanlığı) ve TBMM Başkanvekilliği yaptı. Ailenin beş ferdinden biri olan Orhan Öztrak da babası gibi siyaseti seçenlerdendi. CHP Tekirdağ Milletvekilliği, Gümrük ve Tekel Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı görevlerinde bulundu. Orhan Öztrak’ın kardeşi Adnan Öztrak TRT’nin ilk genel müdürlüğünü yapmıştı. Faik Öztrak’ın babası İlhan Bey ise, 12 Mart döneminde Devlet Bakanlığı, Fahri Korutürk ve İhsan Çağlayangil dönemlerinde de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yaptı.
ISPARTA’DAN BİLGİÇLER, ELAZIĞ’DAN SEPTİOĞULLARI
AK Parti’de babadan oğula siyaseti devam ettiren üç isim var: Yağmurdereli, Septioğlu ve Bilgiç aileleri. AK Parti İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli, DP ve Adalet Partisi’nin (AP) kurucularından, birinci dönem Trabzon Milletvekili Zeki Yağmurdereli’nin oğlu. Parti grubuna katılımında “Meclis hep açık kalmalı” diyerek babasının vasiyetini yerine getirdiğini anlatan Yağmurdereli, siyasetin kendisi için “baba yadigârı” olduğunu söylüyor. Osman Yağmurdereli’nin siyasette bir diğer akrabası da Veysel Atasoy. ANAP eski milletvekili ve bakanlardan Atasoy, Yağmurdereli’nin kayınbiraderi.
Siyaset hayatında önemli yer tutan ailelerden biri de Bilgiç ailesi. Isparta denildiğinde akla ilk gelen Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olsa da Bilgiç ailesi Demokrat Parti zamanından beri Meclis’e vekil gönderiyor. Ailenin son temsilcisi ise AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç. Aile, Meclis’e ilk olarak 50 yıl önce vekil gönderdi. 1950’den 27 Mayıs ihtilaline kadar DP Isparta milletvekilliği yapan Sait Bilgiç, Yassıada’da idamla yargılanan vekiller arasında yer aldı. Bilgiç ailesinin politikada ikinci temsilcisi ise Dr. Sadettin Bilgiç oldu. 1961’den 1980’e kadar siyasi hayatına devam eden Bilgiç, AP Isparta milletvekili olarak Meclis’te yer aldı.
Ulaştırma ve Savunma Bakanlığı görevlerinde bulundu. Bilgiç ailesinin Meclis’teki yeni yüzü 23. dönem milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç, ailenin siyasetteki yerini “bir gelenek ve demokrasi sevdası” şeklinde yorumluyor. Kişilerin bireysel tercihlerinin de önemli olduğunu vurgulayan Bilgiç, ailenin siyasetteki düsturlarını şöyle sıralıyor: “Türkiye’deki laik ve demokratik sisteme sahip çıkmak, yetkinin ve meşruiyetin milletten geldiğini unutmamak, siyaseti kariyer değil, hizmet olarak görmek.”
AK Parti Elazığ Milletvekili Faruk Septioğlu da baba mesleğini seçenlerden. Elazığ’ın köklü ailelerinden olan Septioğulları’nı, Meclis’in renkli siması Ali Rıza Septioğlu ile hatırlıyor herkes. Meclis’te beş dönem milletvekilliği yapan, Elazığ’da yüzde 42 gibi partiler üstü bir oy alarak Meclis’e giren Septioğlu, üçüncü Ecevit Hükümeti’nin Metoroloji’den Sorumlu Devlet Bakanı’ydı. Meclis’in en yaşlı üyesi sıfatıyla geçici olarak TBMM başkanlığı yaptığı günlerden tatlı ve muzip hatıralarıyla anıldı merhum Septioğlu.
ŞANLIURFA’DAN ÜÇ AİLE: İZOLLAR, CEVHERİLER, ŞEYHANLILAR
Bu dönem Meclis’te temsilcileri olan aşiretlerin çoğu AK Parti’de yer alıyor. AK Parti’nin Şanlıurfa milletvekilleri Zülfikar İzol, Eyüp Cenap Gülpınar ve Sabahattin Cevheri, kentin ünlü aşiretlerini Meclis’te temsil eden isimler. Urfa’nın en büyük aşiretlerinden biri olan Şeyhanlılar bugüne kadar dört milletvekili gönderdi Meclis’e. Aşiretin reisi Ömer Cevheri ilk olarak 1950’de parlamentoya girerek aileyi temsil etti. Ardından oğlu Necmettin Cevheri atıldı siyaset hayatına. Son olarak Doğru Yol Partisi’nde (DYP) Genel Başkan Yardımcısı olan Cevheri, yedi dönem milletvekilliği yaparak rekor kırdı. Aynı aşiretin Meclis’e gönderdiği bir diğer isim geçen yıl genel kurulda hayatını kaybeden Fevzi Şıhanlıoğlu’ydu. Cevheri aşireti, DYP’nin 2002 seçimlerinde kendilerine yer vermemesiyle Meclis’e tekrar giremedi. Ancak Necmettin Cevheri’nin yeğeni Sabahattin Cevheri seçimlere bağımsız girerek geçen dönem Meclis’te yer almayı başardı. 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’ye geçen Sabahattin Cevheri, parlamentoda Şeyhanlı ailesinin son temsilcisi oldu.
AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol, Türkiye’nin en büyük aşiretlerinden İzol aşiretinin reisi. Hilvan’dan Malatya’ya kadar uzanan aşiretin yaklaşık 30 bin oyu var. Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin kurucularından olan İzol, 20 ve 21. dönemde Urfa milletvekili olarak Meclis’e girdi. AK Parti’nin kuruluşunda da yer alan Zülfikar İzol, 22 ve 23. dönemde Meclis’e girerek dört dönemdir milletvekilliği yapıyor.
AK Parti’nin Urfa milletvekillerinden diğer bir isim ise Eyüp Cenap Gürpınar. Kendisi Siverek bölgesinde itibar gören merhum Şeyh Halit Gürpınar’ın oğlu. Anavatan Partisi’yle başladığı siyasi hayatını bu dönem AK Parti’de devam ettiriyor. Devlet Bakanlığı da yapan Gürpınar’ın Meclis’te dördüncü dönemi.
ZEYDAN: HALKA SAYGIMIZIN YANSIMASI
Pinyaniş aşiretinden Zeydanlar, Hakkâri merkez, Yüksekova ve Van Başkale başta olmak üzere Güneydoğu’nun en önemli aşiretlerinden. Aile, bölgede en az 20 bin kişiye hükmediyor. Zeydan ailesinin siyasetle ilk bağlantısı 50 yıl öncesine dayanıyor. Aileyi Meclis’te temsil eden ilk kişi CHP Milletvekili Ahmet Zeydan. İki dönem CHP, bir dönem de AP’de milletvekilliği yaptı. Zeydan ailesi ikinci vekilini 1991’de Meclis’e gönderdi. Ahmet Zeydan’ın kardeşi Mustafa Zeydan, 26 yıl çalıştığı Hakkâri Yüksekova Belediye Başkanlığı’ndan emekli olduktan sonra iki dönem DYP’den milletvekili seçildi. 3 Kasım seçimlerine bağımsız giren Zeydan, AK Parti’ye geçerek bir dönem daha milletvekilliği yaptı. Zeydan, ailesini bu yıl Meclis’te temsil edecek isim ise Mustafa Zeydan’ın oğlu Rüstem Zeydan.
Geçen dönem Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan Dr. Rüstem Zeydan, 22 Temmuz seçimlerine babasının aday olmayarak kendisine yol açtığını, görevi ondan devraldığını söylüyor. Aşiretlerin seçilmek için tek sebep olarak gösterilmemesi gerektiğine dikkat çeken Zeydan, ailesinin Meclis’te çoğu dönem temsil edilmelerini şöyle açıklıyor: “Halkın değer yargılarını önemseyen, ortak yaşama saygı gösteren bir aile olduğumuz için, halkın teveccühüne her dönem mazhar olduk.” Ayrıca Zeydan ailesinin ortanca kardeşi Osman Zeydan’ın oğlu Necip Zeydan da DP’den aday oldu; ancak partisi barajı aşamadı.
BİTLİS’TEN GAYDALI YOK, ERGEZEN VAR
Bitlis bölgesinin etkin ailelerinden biri İnan ailesi. Bölgede Hizan Şeyhleri olarak tanınıyor. Kökü Nakşi-Halidi Şeyhi Sıbgatullah Arvasi’ye dayanıyor. Ailenin Meclis’teki ilk temsilcisi Evlad-ı Resul diye bilinen Şeyh Selahattin İnan. Kendisi DP Bitlis milletvekili olduğu için Yassıada’ya gönderilen vekiller arasındaydı. Selahattin İnan’ın iki oğlu da parlamentoya girerek babalarından devraldıkları siyasi vazifeyi devam ettirdi. Zeynel Abidin Gaydalı, AP’de uzun yıllar vekillik yaptı. Ayrıca eski AP’li ve ANAP’lı Kamran İnan da Selahattin İnan’ın diğer oğlu. İnan, aileyi dört dönem Meclis’te temsil etti. Enerji ve Devlet Bakanı olarak parlamentoda görev aldı.
İnan ailesinden son temsilci Zeynel Abidin Gaydalı’nın oğlu Edip Safter Gaydalı. Anavatan Partisi eski Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Gaydalı, bu seçimlerde CHP’den aday oldu; ancak milletvekili seçilemedi. Gaydalı ailesinden sonra adı Bitlis’le anılan ailelerden biri Ergezenler. Bayındırlık ve İskân eski bakanı Zeki Ergezen’le adını duyuran aile, beş dönemdir Meclis’te. Ergezen’in Bitlis’deki oy oranının yüksekliği ise hem çevresi hem de bölgedeki çalışmalarıyla doğru orantılı.
BUCAKLAR DA YOK, ENSARİLER DE
Diyarbakır denildiğinde akla ilk gelen aile Ensarioğulları. Aile şimdiye kadar Meclis’e iki vekil gönderdi. Abdüllatif Ensarioğlu ve Mehmet Salim Ensarioğlu. Babaları ise Şeyh Abdurrezzak Ensarioğlu. Ailenin siyasetle ilk bağlantısı 1946 döneminde baba Abdurrezzak Bey’in DP’de ilçe başkanı olarak görev yapmasıyla başlıyor. 70’li yıllardan beri AP çizgisinde olan aileyi Meclis’te dört dönem büyük oğlu Abdüllatif Ensarioğlu temsil etti. Ailenin diğer oğlu Mehmet Salim Ensarioğlu da DYP’de bakan olarak görev aldı. Meclis’e yıllardır vekil gönderen Ensarioğulları bu yıl DP barajı aşamayınca parlamentoya giremedi.
Meclis’e dönem dönem vekil gönderen diğer bir aile de Bucaklar. Köken olarak Diyarbakırlı olan Bucak aşireti, DP zamanından beri vekil çıkarıyor. Susurluk skandalıyla anılan Sedat Edip Bucak, ailenin Meclis’teki son temsilcisiydi. Bu yılki seçimlerde DP’den aday olan Bucak, partisi baraj altında kalınca Meclis’e giremedi. Bucak ailesinden bir diğer siyasi isim de Sedat Bucak’ın amcası Mehmet Celal Bucak. AP’de iki dönem vekillik yapan Celal Bucak’ın ölümünden sonra aşiretin başına Sedat Bucak geçti.
KARADENİZ’İN YILMAZLARI, DOĞU’NUN FIRATLARI
Karadeniz Bölgesi’nin Meclis’teki aile temsilcileri Akçallar. Aile Meclis’e şimdiye kadar iki bakan bir de başbakan gönderdi. Soyadları Akçal olsa da Türkiye Akçal ailesini Mesut Yılmaz’la tanıdı. Yılmaz’ın baba tarafı Demokrat Partili. Amcası İzzet Akçal, DP’de Devlet Bakanlığı yaptı. Ailenin ikinci bakanı ise Akçal’ın oğlu Erol Akçal. AP’den Rize milletvekili olan Akçal, 12 Mart dönemi Nihat Erim Hükümeti’nde Turizm Bakanı oldu. Mesut Yılmaz’ın siyasete atılmasında da kuzeni Erol Akçal’ın büyük rolü var. Daha önce bakan ve başbakan olarak görev yapan Yılmaz, bu yılki seçimlere bağımsız katılarak tekrar Meclis’e girmeyi başardı.
TBMM’ye çoğu dönem milletvekili gönderen ailelerin başında Fırat ailesi de geliyor. Aile şimdiye kadar beş milletvekili çıkardı. Son olarak Meclis’e gönderdiği isim AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat. Fırat ailesi ilk olarak 1920’li yıllarda Meclis’e girdi. Fırat’ın dedesi Hacı Bedir Ağa birinci ve ikinci dönem Malatya, üçüncü dönem Kars milletvekili. Amcası Hüseyin Fehmi Fırat ise üç dönem milletvekilliği ve DP Genel İdare Kurulu Üyeliği yaptı. Ailenin Meclis’e gönderdiği üçüncü isim M. Sırrı Turanlı. 1957-1960 yıllarında Adıyaman milletvekilliği yapan Turanlı, Fırat’ın dayısı. Diğer dayısı Ali Avni Turanlı da 1963-1973 dönemi Adıyaman milletvekili olmuştu.
İNÖNÜLER, MENDERESLER, ÖZALLAR UNUTULDU
Aslı Bitlis’e dayanan; fakat Malatyalı olarak tanınan İnönü ailesinin adı ilk olarak Mustafa İsmet İnönü ile duyuldu. Milletvekilliği, Başbakanlık gibi önemli görevlerde temsil etti aileyi. Ardından Çankaya Köşkü’ne çıktı ikinci cumhurbaşkanı sıfatıyla. Babasının ölümünden 10 yıl sonra siyasete atılan Erdal İnönü ailenin ikinci temsilcisi olarak yer aldı parlamentoda. Parti genel başkanlığı, başbakan yardımcılığı, devlet ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu. Ailenin Meclis’teki son kuşak vekili ise geçen dönemki CHP Ankara milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan Toker’di. İsmet İnönü’nün torunu olan Gülsün Hanım, CHP’nin 22 Temmuz seçimlerindeki başarısızlığı sebebiyle bu dönem parlamentoya giremedi, böylece İnönü’lerin de Meclis’teki temsili sona ermiş oldu.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen adından her dönem söz ettiren Menderes ailesi de bu dönem Meclis’te yok. Menderesler, şimdiye kadar dört vekil gönderdi parlamentoya. Ailenin eski Başbakan ve DP’nin kurucusu Aydın Menderes’le başlayan siyasi hayatını üç oğul Menderes devam ettirdi. Yüksel Menderes 2. ve 3. dönem, Mutlu Menderes ise 4. ve 5. dönem Aydın milletvekili olarak girdi parlamentoya. Ailenin son vekili Aydın Menderes olmuştu. 1977 yılında Adalet Partisi Konya milletvekili olarak Meclis’e giren Menderes, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 2002 seçimlerinde DYP’den aday olan Menderes, partinin baraj altında kalmasıyla giremedi parlamentoya. AK Parti’den siyasete girebileceği yönünde kulisler yapılsa da Aydın Menderes bu dönem tercihini siyaset dışı kalmaktan yana kullandı.
Yakın geçmişe damgasını vuran diğer bir aile ise Özallar. Ailenin üç oğlu Korkut, Yusuf Bozkurt ve Turgut Özal, siyaset hayatının önemli isimlerinden. Ağabey Korkut Özal, aileden siyasete atılan ilk kişi. 1973 ve 1977 seçimlerinde Milli Selamet Partisi’nden Erzurum milletvekili oldu. Demirel hükümeti döneminde Tarım ve İçişleri Bakanlığı yaptı. 1980’li yıllarda siyasete atılan Turgut Özal, ailenin siyasetteki en etkin ismiydi. 1983’te Anavatan Partisi’ni kuran Özal, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Ailenin en küçük oğlu Yusuf Bozkurt Özal da ağabeyi Turgut Özal’ın ısrarıyla ANAP Malatya Milletvekili olarak siyasete girdi. Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal ise seçimlere bağımsız girerek 21. dönem Malatya milletvekili oldu. Özal ailesinin siyasete atılan diğer akrabaları ise Hüsnü Doğan ve İbrahim Özal. Geçen dönem Meclis’te yer alan İbrahim Özal, bu kez liste dışı kaldı ve parlamentoda yer almadı.
Aksiyon
http://www.moralhaber.net/22921_Meclis-te-babalar-ogullar-asiret-reisleri.htm
1 Eylül 2007 Cumartesi : 10:07 SİYASET
Önce 'baba'ları ağırladı Meclis' koltukları, ardından 'oğulları' Çoğu akraba da katıldı bu 'temsil' zincirine' Ancak üç ailenin adları hiç unutulmadı...
Nursel dilek'in haberi
Cumhuriyet döneminde siyaset sahnesine çıkan çoğu parti, Osmanlı’nın son döneminden miras bir geleneği devam ettirircesine atıldı politikaya. Önce ‘baba’ları ağırladı Meclis’ koltukları, ardından ‘oğul’ları… Çoğu akraba da katıldı bu ‘temsil’ zincirine… Ancak siyaset sahnesinde adlarından çok sık söz ettiren sadece üç aile yer aldı: İnönüler, Menderesler ve Özallar…
Türk siyasi tarihine hiç şüphesiz damgasına vuran köklü ailelerdi onlar. Çoğunun ortak özelliği Meclis’te güçlü temsil imkânına sahip olmalarıydı. Ancak hepsi de bugüne kadar sadece birer ‘lider’ çıkarabildi. İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü, Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes ve Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, milletvekilli seçilmeyi başarsalar da babalarına yaklaşacak bir liderlik vasfı çizemediler. Hepsi ailelerinin onlara vermiş olduğu sorumlulukla hareket etti; ancak soyadlarının önüne çoğu zaman geçemediler.
BABALAR, OĞULLAR, AŞİRET REİSLERİ…
Yeni Meclis’te ne İnönü, ne Menderes ne de Özal ailesi var. 23. dönem Meclis’inin yüzde 80’i yenilendi. Ancak bazı vekillerin soyadları kulaklara yabancı gelmedi. Kimi babasının kaldığı yerden devam etmeye karar verdi. Kimi aşiretinin kendisine verdiği yetkiyle Meclis’te şanını sürdürmeye… Tuğrul Türkeş, Deniz Bölükbaşı, Mithat Melen, Faik Öztırak, Faruk Septioğlu, Süreyya Sadi Bilgiç ve Osman Yağmurdereli babalarının başlattığı siyasi geleneğin devamı olarak ilk defa girdiler Meclis’e. Soyadları o gün, onlar için daha bir önem kazandı. Hepsi Meclis koltuğuna oturduğunda ‘babalarının izlerini’ hissetti. Yemin ederken de bir yerlerden izlendiklerini… Eski ANAP Milletvekili Galip Demirel’in kızı Güldal Akşit de ikinci defa Meclis’e girmenin mutluluğunu yaşadı.
Meclis bu dönem sadece babalar ve çocuklarını değil, yıllar önce parlamentoya giren birçok vekilin akrabasını da ağırlıyor. MHP Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş, eski Tarım Bakanı Bahri Dağdaş’ın yeğeni. Adalet eski Bakanı Cemil Çiçek’in amcaoğlu AK Parti Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek de aynı aileden ikinci defa Meclis’e girenlerden.
Parlamentoya yıllardır vekil gönderen aileler sadece siyasi arenada soyadıyla önemli mevkilerde görev yapanlar değil. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da çoğunluğu oluşturan aşiretler yıllardır Meclis’in vazgeçilmezleri arasında. İzol, Cevheri, Zeydan ve Şeyhanlı aşiretleri diğer dönemlerde olduğu gibi bu Meclis’te de temsil imkânına kavuştu.
MECLİS’TE YAŞAYAN TARİH...
Meclis’in ikinci kuşak vekillerinin önemli bir kısmı MHP’de yer alıyor. Türkeş ailesini bu dönem iki milletvekili temsil ediyor. MHP lideri merhum Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş ve damadı Hamza Hamit Homriş. Siyasetin renkli simalarından biri olan eski Millet Partisi Başkanı Osman Bölükbaşı’nın oğlu eski büyükelçi Deniz Bölükbaşı da MHP Ankara milletvekili olarak parlamentoda görev alanlar arasında. MHP İstanbul Milletvekili Mithat Melen de eski başbakanlardan Ferit Melen’in oğlu.
Babadan kalma siyaseti devam ettirme geleneği en az CHP’de görülüyor artık. CHP’nin köklü ailelerinden biri, Öztrak ailesi. Bu yıl Meclis’e giren eski Hazine Müsteşarı CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ailenin Meclis’teki son temsilcisi. Öztrak ailesi ilk olarak Mustafa Faik Öztrak’ı Meclis’e gönderdi yıllar önce. Kendisi çok partili dönemde Dahiliye Vekilliği (İçişleri Bakanlığı) ve TBMM Başkanvekilliği yaptı. Ailenin beş ferdinden biri olan Orhan Öztrak da babası gibi siyaseti seçenlerdendi. CHP Tekirdağ Milletvekilliği, Gümrük ve Tekel Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı görevlerinde bulundu. Orhan Öztrak’ın kardeşi Adnan Öztrak TRT’nin ilk genel müdürlüğünü yapmıştı. Faik Öztrak’ın babası İlhan Bey ise, 12 Mart döneminde Devlet Bakanlığı, Fahri Korutürk ve İhsan Çağlayangil dönemlerinde de Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği yaptı.
ISPARTA’DAN BİLGİÇLER, ELAZIĞ’DAN SEPTİOĞULLARI
AK Parti’de babadan oğula siyaseti devam ettiren üç isim var: Yağmurdereli, Septioğlu ve Bilgiç aileleri. AK Parti İstanbul Milletvekili Osman Yağmurdereli, DP ve Adalet Partisi’nin (AP) kurucularından, birinci dönem Trabzon Milletvekili Zeki Yağmurdereli’nin oğlu. Parti grubuna katılımında “Meclis hep açık kalmalı” diyerek babasının vasiyetini yerine getirdiğini anlatan Yağmurdereli, siyasetin kendisi için “baba yadigârı” olduğunu söylüyor. Osman Yağmurdereli’nin siyasette bir diğer akrabası da Veysel Atasoy. ANAP eski milletvekili ve bakanlardan Atasoy, Yağmurdereli’nin kayınbiraderi.
Siyaset hayatında önemli yer tutan ailelerden biri de Bilgiç ailesi. Isparta denildiğinde akla ilk gelen Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel olsa da Bilgiç ailesi Demokrat Parti zamanından beri Meclis’e vekil gönderiyor. Ailenin son temsilcisi ise AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç. Aile, Meclis’e ilk olarak 50 yıl önce vekil gönderdi. 1950’den 27 Mayıs ihtilaline kadar DP Isparta milletvekilliği yapan Sait Bilgiç, Yassıada’da idamla yargılanan vekiller arasında yer aldı. Bilgiç ailesinin politikada ikinci temsilcisi ise Dr. Sadettin Bilgiç oldu. 1961’den 1980’e kadar siyasi hayatına devam eden Bilgiç, AP Isparta milletvekili olarak Meclis’te yer aldı.
Ulaştırma ve Savunma Bakanlığı görevlerinde bulundu. Bilgiç ailesinin Meclis’teki yeni yüzü 23. dönem milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç, ailenin siyasetteki yerini “bir gelenek ve demokrasi sevdası” şeklinde yorumluyor. Kişilerin bireysel tercihlerinin de önemli olduğunu vurgulayan Bilgiç, ailenin siyasetteki düsturlarını şöyle sıralıyor: “Türkiye’deki laik ve demokratik sisteme sahip çıkmak, yetkinin ve meşruiyetin milletten geldiğini unutmamak, siyaseti kariyer değil, hizmet olarak görmek.”
AK Parti Elazığ Milletvekili Faruk Septioğlu da baba mesleğini seçenlerden. Elazığ’ın köklü ailelerinden olan Septioğulları’nı, Meclis’in renkli siması Ali Rıza Septioğlu ile hatırlıyor herkes. Meclis’te beş dönem milletvekilliği yapan, Elazığ’da yüzde 42 gibi partiler üstü bir oy alarak Meclis’e giren Septioğlu, üçüncü Ecevit Hükümeti’nin Metoroloji’den Sorumlu Devlet Bakanı’ydı. Meclis’in en yaşlı üyesi sıfatıyla geçici olarak TBMM başkanlığı yaptığı günlerden tatlı ve muzip hatıralarıyla anıldı merhum Septioğlu.
ŞANLIURFA’DAN ÜÇ AİLE: İZOLLAR, CEVHERİLER, ŞEYHANLILAR
Bu dönem Meclis’te temsilcileri olan aşiretlerin çoğu AK Parti’de yer alıyor. AK Parti’nin Şanlıurfa milletvekilleri Zülfikar İzol, Eyüp Cenap Gülpınar ve Sabahattin Cevheri, kentin ünlü aşiretlerini Meclis’te temsil eden isimler. Urfa’nın en büyük aşiretlerinden biri olan Şeyhanlılar bugüne kadar dört milletvekili gönderdi Meclis’e. Aşiretin reisi Ömer Cevheri ilk olarak 1950’de parlamentoya girerek aileyi temsil etti. Ardından oğlu Necmettin Cevheri atıldı siyaset hayatına. Son olarak Doğru Yol Partisi’nde (DYP) Genel Başkan Yardımcısı olan Cevheri, yedi dönem milletvekilliği yaparak rekor kırdı. Aynı aşiretin Meclis’e gönderdiği bir diğer isim geçen yıl genel kurulda hayatını kaybeden Fevzi Şıhanlıoğlu’ydu. Cevheri aşireti, DYP’nin 2002 seçimlerinde kendilerine yer vermemesiyle Meclis’e tekrar giremedi. Ancak Necmettin Cevheri’nin yeğeni Sabahattin Cevheri seçimlere bağımsız girerek geçen dönem Meclis’te yer almayı başardı. 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’ye geçen Sabahattin Cevheri, parlamentoda Şeyhanlı ailesinin son temsilcisi oldu.
AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol, Türkiye’nin en büyük aşiretlerinden İzol aşiretinin reisi. Hilvan’dan Malatya’ya kadar uzanan aşiretin yaklaşık 30 bin oyu var. Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nin kurucularından olan İzol, 20 ve 21. dönemde Urfa milletvekili olarak Meclis’e girdi. AK Parti’nin kuruluşunda da yer alan Zülfikar İzol, 22 ve 23. dönemde Meclis’e girerek dört dönemdir milletvekilliği yapıyor.
AK Parti’nin Urfa milletvekillerinden diğer bir isim ise Eyüp Cenap Gürpınar. Kendisi Siverek bölgesinde itibar gören merhum Şeyh Halit Gürpınar’ın oğlu. Anavatan Partisi’yle başladığı siyasi hayatını bu dönem AK Parti’de devam ettiriyor. Devlet Bakanlığı da yapan Gürpınar’ın Meclis’te dördüncü dönemi.
ZEYDAN: HALKA SAYGIMIZIN YANSIMASI
Pinyaniş aşiretinden Zeydanlar, Hakkâri merkez, Yüksekova ve Van Başkale başta olmak üzere Güneydoğu’nun en önemli aşiretlerinden. Aile, bölgede en az 20 bin kişiye hükmediyor. Zeydan ailesinin siyasetle ilk bağlantısı 50 yıl öncesine dayanıyor. Aileyi Meclis’te temsil eden ilk kişi CHP Milletvekili Ahmet Zeydan. İki dönem CHP, bir dönem de AP’de milletvekilliği yaptı. Zeydan ailesi ikinci vekilini 1991’de Meclis’e gönderdi. Ahmet Zeydan’ın kardeşi Mustafa Zeydan, 26 yıl çalıştığı Hakkâri Yüksekova Belediye Başkanlığı’ndan emekli olduktan sonra iki dönem DYP’den milletvekili seçildi. 3 Kasım seçimlerine bağımsız giren Zeydan, AK Parti’ye geçerek bir dönem daha milletvekilliği yaptı. Zeydan, ailesini bu yıl Meclis’te temsil edecek isim ise Mustafa Zeydan’ın oğlu Rüstem Zeydan.
Geçen dönem Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı olan Dr. Rüstem Zeydan, 22 Temmuz seçimlerine babasının aday olmayarak kendisine yol açtığını, görevi ondan devraldığını söylüyor. Aşiretlerin seçilmek için tek sebep olarak gösterilmemesi gerektiğine dikkat çeken Zeydan, ailesinin Meclis’te çoğu dönem temsil edilmelerini şöyle açıklıyor: “Halkın değer yargılarını önemseyen, ortak yaşama saygı gösteren bir aile olduğumuz için, halkın teveccühüne her dönem mazhar olduk.” Ayrıca Zeydan ailesinin ortanca kardeşi Osman Zeydan’ın oğlu Necip Zeydan da DP’den aday oldu; ancak partisi barajı aşamadı.
BİTLİS’TEN GAYDALI YOK, ERGEZEN VAR
Bitlis bölgesinin etkin ailelerinden biri İnan ailesi. Bölgede Hizan Şeyhleri olarak tanınıyor. Kökü Nakşi-Halidi Şeyhi Sıbgatullah Arvasi’ye dayanıyor. Ailenin Meclis’teki ilk temsilcisi Evlad-ı Resul diye bilinen Şeyh Selahattin İnan. Kendisi DP Bitlis milletvekili olduğu için Yassıada’ya gönderilen vekiller arasındaydı. Selahattin İnan’ın iki oğlu da parlamentoya girerek babalarından devraldıkları siyasi vazifeyi devam ettirdi. Zeynel Abidin Gaydalı, AP’de uzun yıllar vekillik yaptı. Ayrıca eski AP’li ve ANAP’lı Kamran İnan da Selahattin İnan’ın diğer oğlu. İnan, aileyi dört dönem Meclis’te temsil etti. Enerji ve Devlet Bakanı olarak parlamentoda görev aldı.
İnan ailesinden son temsilci Zeynel Abidin Gaydalı’nın oğlu Edip Safter Gaydalı. Anavatan Partisi eski Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Gaydalı, bu seçimlerde CHP’den aday oldu; ancak milletvekili seçilemedi. Gaydalı ailesinden sonra adı Bitlis’le anılan ailelerden biri Ergezenler. Bayındırlık ve İskân eski bakanı Zeki Ergezen’le adını duyuran aile, beş dönemdir Meclis’te. Ergezen’in Bitlis’deki oy oranının yüksekliği ise hem çevresi hem de bölgedeki çalışmalarıyla doğru orantılı.
BUCAKLAR DA YOK, ENSARİLER DE
Diyarbakır denildiğinde akla ilk gelen aile Ensarioğulları. Aile şimdiye kadar Meclis’e iki vekil gönderdi. Abdüllatif Ensarioğlu ve Mehmet Salim Ensarioğlu. Babaları ise Şeyh Abdurrezzak Ensarioğlu. Ailenin siyasetle ilk bağlantısı 1946 döneminde baba Abdurrezzak Bey’in DP’de ilçe başkanı olarak görev yapmasıyla başlıyor. 70’li yıllardan beri AP çizgisinde olan aileyi Meclis’te dört dönem büyük oğlu Abdüllatif Ensarioğlu temsil etti. Ailenin diğer oğlu Mehmet Salim Ensarioğlu da DYP’de bakan olarak görev aldı. Meclis’e yıllardır vekil gönderen Ensarioğulları bu yıl DP barajı aşamayınca parlamentoya giremedi.
Meclis’e dönem dönem vekil gönderen diğer bir aile de Bucaklar. Köken olarak Diyarbakırlı olan Bucak aşireti, DP zamanından beri vekil çıkarıyor. Susurluk skandalıyla anılan Sedat Edip Bucak, ailenin Meclis’teki son temsilcisiydi. Bu yılki seçimlerde DP’den aday olan Bucak, partisi baraj altında kalınca Meclis’e giremedi. Bucak ailesinden bir diğer siyasi isim de Sedat Bucak’ın amcası Mehmet Celal Bucak. AP’de iki dönem vekillik yapan Celal Bucak’ın ölümünden sonra aşiretin başına Sedat Bucak geçti.
KARADENİZ’İN YILMAZLARI, DOĞU’NUN FIRATLARI
Karadeniz Bölgesi’nin Meclis’teki aile temsilcileri Akçallar. Aile Meclis’e şimdiye kadar iki bakan bir de başbakan gönderdi. Soyadları Akçal olsa da Türkiye Akçal ailesini Mesut Yılmaz’la tanıdı. Yılmaz’ın baba tarafı Demokrat Partili. Amcası İzzet Akçal, DP’de Devlet Bakanlığı yaptı. Ailenin ikinci bakanı ise Akçal’ın oğlu Erol Akçal. AP’den Rize milletvekili olan Akçal, 12 Mart dönemi Nihat Erim Hükümeti’nde Turizm Bakanı oldu. Mesut Yılmaz’ın siyasete atılmasında da kuzeni Erol Akçal’ın büyük rolü var. Daha önce bakan ve başbakan olarak görev yapan Yılmaz, bu yılki seçimlere bağımsız katılarak tekrar Meclis’e girmeyi başardı.
TBMM’ye çoğu dönem milletvekili gönderen ailelerin başında Fırat ailesi de geliyor. Aile şimdiye kadar beş milletvekili çıkardı. Son olarak Meclis’e gönderdiği isim AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat. Fırat ailesi ilk olarak 1920’li yıllarda Meclis’e girdi. Fırat’ın dedesi Hacı Bedir Ağa birinci ve ikinci dönem Malatya, üçüncü dönem Kars milletvekili. Amcası Hüseyin Fehmi Fırat ise üç dönem milletvekilliği ve DP Genel İdare Kurulu Üyeliği yaptı. Ailenin Meclis’e gönderdiği üçüncü isim M. Sırrı Turanlı. 1957-1960 yıllarında Adıyaman milletvekilliği yapan Turanlı, Fırat’ın dayısı. Diğer dayısı Ali Avni Turanlı da 1963-1973 dönemi Adıyaman milletvekili olmuştu.
İNÖNÜLER, MENDERESLER, ÖZALLAR UNUTULDU
Aslı Bitlis’e dayanan; fakat Malatyalı olarak tanınan İnönü ailesinin adı ilk olarak Mustafa İsmet İnönü ile duyuldu. Milletvekilliği, Başbakanlık gibi önemli görevlerde temsil etti aileyi. Ardından Çankaya Köşkü’ne çıktı ikinci cumhurbaşkanı sıfatıyla. Babasının ölümünden 10 yıl sonra siyasete atılan Erdal İnönü ailenin ikinci temsilcisi olarak yer aldı parlamentoda. Parti genel başkanlığı, başbakan yardımcılığı, devlet ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu. Ailenin Meclis’teki son kuşak vekili ise geçen dönemki CHP Ankara milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan Toker’di. İsmet İnönü’nün torunu olan Gülsün Hanım, CHP’nin 22 Temmuz seçimlerindeki başarısızlığı sebebiyle bu dönem parlamentoya giremedi, böylece İnönü’lerin de Meclis’teki temsili sona ermiş oldu.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen adından her dönem söz ettiren Menderes ailesi de bu dönem Meclis’te yok. Menderesler, şimdiye kadar dört vekil gönderdi parlamentoya. Ailenin eski Başbakan ve DP’nin kurucusu Aydın Menderes’le başlayan siyasi hayatını üç oğul Menderes devam ettirdi. Yüksel Menderes 2. ve 3. dönem, Mutlu Menderes ise 4. ve 5. dönem Aydın milletvekili olarak girdi parlamentoya. Ailenin son vekili Aydın Menderes olmuştu. 1977 yılında Adalet Partisi Konya milletvekili olarak Meclis’e giren Menderes, Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. 2002 seçimlerinde DYP’den aday olan Menderes, partinin baraj altında kalmasıyla giremedi parlamentoya. AK Parti’den siyasete girebileceği yönünde kulisler yapılsa da Aydın Menderes bu dönem tercihini siyaset dışı kalmaktan yana kullandı.
Yakın geçmişe damgasını vuran diğer bir aile ise Özallar. Ailenin üç oğlu Korkut, Yusuf Bozkurt ve Turgut Özal, siyaset hayatının önemli isimlerinden. Ağabey Korkut Özal, aileden siyasete atılan ilk kişi. 1973 ve 1977 seçimlerinde Milli Selamet Partisi’nden Erzurum milletvekili oldu. Demirel hükümeti döneminde Tarım ve İçişleri Bakanlığı yaptı. 1980’li yıllarda siyasete atılan Turgut Özal, ailenin siyasetteki en etkin ismiydi. 1983’te Anavatan Partisi’ni kuran Özal, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yaptı. Ailenin en küçük oğlu Yusuf Bozkurt Özal da ağabeyi Turgut Özal’ın ısrarıyla ANAP Malatya Milletvekili olarak siyasete girdi. Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal ise seçimlere bağımsız girerek 21. dönem Malatya milletvekili oldu. Özal ailesinin siyasete atılan diğer akrabaları ise Hüsnü Doğan ve İbrahim Özal. Geçen dönem Meclis’te yer alan İbrahim Özal, bu kez liste dışı kaldı ve parlamentoda yer almadı.
Aksiyon
http://www.moralhaber.net/22921_Meclis-te-babalar-ogullar-asiret-reisleri.htm
Subscribe to:
Posts (Atom)