Özgür Sevgi Göral
http://ytu.yurttas.tv/
Liderler 'tartışın' dedi ama YTÜ kapıyı gösterdi
Erdoğan ve Gül'ün yeni akademik yıl nedeniyle 'tartışın' mesajı verdiği Yıldız Teknik Üniversitesi, Kürt sorununa ilişkin görüşlerini açıklayan Göral'ı hak ettiği kadroya atamadı
UMAY AKTAŞ SALMAN
İSTANBUL - Başbakan Tayyip Erdoğan’la Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yeni akademik yılın başlaması nedeniyle düzenlenen törende ‘ifade özgürlüğü’ne vurgu yaparak ‘tartışın’ mesajı verdiği Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), Kürt sorununun ele alındığı bir televizyon programına katılan sözleşmeli öğretim görevlisi Özgür Sevgi Göral’ı görüşlerinden ötürü, hak ettiği atamaya ‘layık’ bulmadı. Ataması, ‘öğrencilere Atatürk milliyetçiliğine bağlı hizmet bilinci, milli birlik ve beraberliği kuvvetlendirici irade gücü kazandırmayacağı’ gerekçesiyle yapılmayan Göral, o programda “Kürt sorunu ciddi bir ezilmişliğin sonucudur. Polisler tarafından Kızıltepe’de öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz da bu ülkenin eşit yurttaşıdır” demişti.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Göral, yüksek lisansını Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri Enstitüsü’nde tamamladı ve burada araştırma görevlisi oldu. Daha sonra Paris’teki Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’de (EHESS) tarih doktorasına başladı. İki yıl sonra Türkiye’ye döndü ve 2006 yılında YTÜ Fen Edebiyat Fakültesi’ndeki İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü’nde sözleşmeli olarak ders vermeye başladı.
CHP’li Öymeni’i eleştirdi
Geçen ekimde okulda öğretim üyesi kadrosu açıldı. Göral, 13 Kasım 2008’deki sınavı geçti ve atanmaya hak kazandı. Ancak akademik hayatı sekiz gün sonra, bir özel TV’de Kürt sorununun tartışıldığı programa katılınca altüst oldu. Programın konukları arasında yer alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’le tartışan Göral, şunları anlattı:
“Öymen, Kürt sorununun dış mihraklarca yaratıldığını söyledi. Ben bunların eski düşünceler olduğunu, hiçbir dış mihrakın, ortada bir sorun olmadan sorun çıkaramayacağını söyledim. Ciddi bir ezilmişliğin sonucu olarak Kürt sorunun çıktığını belirttim. Öymen, programda DTP’li Hasip Kaplan’a ‘PKK’yı terör örgütü olarak kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz’ diye sıkıştırıyordu. Ben de DTP’nin 3 milyon oyu terörist demediği için aldığını, artık bunun üzerinden konuşmak gerektiğini söyledim. Toplumsal mesele olarak kabul edip, sebeplerini konuşmak gerektiğini söyledim. Kızıltepe’de öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın da bu ülkenin eşit yurttaşı olduğunu anlattım.”
Programdan sonra, bir üniversite yönetisi arayıp hakkında İstanbul Emniyeti’nden dosya geldiğini söyledi. Daha sonra da ataması yapılmadı. Bunun üzerine Göral, 30 Mart 2009’da üniversite yönetimine bir dilekçe verdi. Dilekçesine yanıt gelmeyince geçen temmuzda İstanbul 10. İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma talebiyle dava açtı.
YTÜ mahkemeye gönderdiği savunmada Göral’ın ‘o programdaki beyanları nedeniyle ders anlatamayacağını ve kadroya layık olmadığı’nı öne sürdü. Üniversite bu savunmasını 687 sayılı Devlet Memurları Kanunu’yla 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’na dayandırıyordu.
YTÜ, 687 sayılı kanunun “Devlet memurları hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamaz ve bu eylemlere katılamazlar” dediğini anımsatırken Yükseköğretim Kanu’nun 4. maddesinin ‘yükseköğretimin amacı öğrencilere Atatürk inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda Atatürk milliyetçiliğine bağlı hizmet bilinciyle milli birlik ve beraberliği kuvvetlendirici ruh ve irade gücü kazandırmaktır’ hükmünü içerdiğini belirtti.
Üniversite ayrıca ‘sınava giren diğer üç adayın beceri ve yeteneklerinin yeteri kadar iyi değerlendirilmediği ve sınav komisyonunun subjektif karar verdiği’ yönündeki tespit nedeniyle de Göral’ın atamasının yapılmadığını belirtiyordu.
Göral’ın yürütmeyi durdurma talebini mahkeme reddetti. Avukatı aracılğıyla karara itiraz eden Göral, buradan da bir sonuç alamazsa konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağını söyledi.
Gül ve Erdoğan’dan özgürlükçü mesajlar
Özgür Sevgi Göral’ın düşüncelerini açıkladığı için kadrosunun engellendiği Yıldız Teknik Üniversitesi’nde (YTÜ) yeni akademik yılın başlaması nedeniyle dün tören vardı. Törene katılan Başbakan Tayyip Erdoğan, düşünce ifade özgürlüğüne vurgu yaptı: “Farklı düşünceler zenginliktir. Bunlar tartışılarak, çatıştırılarak, müzakere edilerek ‘hakikat güneşi’ bulunur. Tek sesliliği, tek renkliliği, tek tipi dayatanların, ülkemize de insanımıza da eğitim kalitemize de ne kadar büyük zarar verdiklerini ne yazık ki gördük. Tam tersine biz diyoruz ki ‘bu ülkenin her bir vatandaşı birinci sınıf vatandaştır. Rengi ne olursa olsun, düşüncesi ne olursa olsun birinci sınıftır’”.
Yeni akademik yılın başlaması nedeniyle YTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Yüksek’e bir mesajı gönderen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de üniversitelerin yeni fikirlerin yeşermesine ve tartışılmasına imkân sağlamasının büyük önem taşıdığını kaydetti. Cumhubaşkanı Gül mesajında şunları söyledi:
“Toplumdan kopuk, gelişmelerden uzak bir üniversitenin işlevlerini yerine getirmesi mümkün değildir. Ülke meseleleri konusunda fikir ve çözüm üretmek de üniversitelerin görevleri arasında yer almaktadır. Ancak üniversitelerin bunu yaparken siyasallaşmamaları büyük önem taşımaktadır.”
Üniversiteler demokratik açılıma kapalı
Türkiye ‘demokratik açılım’ı tartışır, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan her fırsatta herkesin fikrini söylemesi gerektiğini belirtirken, üniversitelerde aksi yaşanıyor. Özgür Sevgi Göral’ın başına gelenler tek örnek değil. Marmara Üniversitesi (MÜ) AB Enstitüsü’nde ‘Çoğunluk İktidarı ve Azınlık Hakları Direnişi: Türkiye’de Kürtçe Dil Hakları’ konulu doktora tezi hazırlayan akademisyen Nesrin Uçarlar geçen temmuzda üniversite yönetimince bölücülükle suçlandı ve seviye durdurma cezası verildi. YÖK, cezasının kaldırılmasını istediyse de sonuç değişmedi. Uçurlar’ın çilesi bununla da bitmedi tez danışmanı Prof. Dr. Günay Göksu Özdoğan tarafından tezini anlatması için çağrıldığı MÜ Haluk Ulman Salonu’ndaki konferansta, polis de hazır bulundu.
‘Resmi tezli’ yurtdışı bursu
Yine MÜ’de, geçen yıl yurtdışına burslu gitme koşulu olarak öğrencilere, dış politika konularında ‘devlet tezleri kursu’ dayatılmıştı. Dört günlük eğitimde, yurtdışına gidecek 150 öğrenciye Pontus, Kürt, Ermeni ve Kıbrıs sorunlarına ilişkin resmi tezleri anlatılmıştı. Eğitimlere katılmayanların yurtdışına gidemeyecekleri bildirilmişti.
Gazi Üniversitesi Rektörü Rıza Ayhan da önceki gün üniversitenin akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada Kürtçe eğitim ve öğretime karşı çıkarak, “Anayasamızın amir hükümlerine rağmen bazıları üniversitelerde anadilde eğitim ve öğretimden bahsetmekte ve bunu demokrasinin vazgeçilmez unsuru olarak olarak değerlendirmekte” demişti.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=958179&Date=08.10.2009&CategoryID=77
Sunday, February 14, 2010
Sunday, January 10, 2010
JİTEM Cinayetleri Daha da Karıştı
Mustafa Deniz'in, 2009'a kadar Jandarma'da çalıştığını açıklanması, esrarengiz cinayetleri daha da karmaşık hale getirdi.
JİTEM kurucularından Binbaşı Cem Ersever'in sağ kolu olan itirafçı Mustafa Deniz'in, 18 Mart 2009'a kadar Jandarma'da çalıştığının açıklanması esrarengiz cinayetler zincirini daha da karmaşık hale getirdi.
1 Kasım 1993'de Ankara'nın Polatlı ilçesinde bir ceset bulunmuş ve bu cesedin Deniz'e ait olduğu açıklanmış, kardeşi tarafından da teşhis edilmişti..
Ancak 17 yıl sonra Jandarma Genel Komutanlığının, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazı durumu değiştirdi. Hakim Albay Gazi Koçer imzasıyla gönderilen yazıda, Mustafa Deniz'in Jandarma İstihbarat Komutanlığı bünyesinde, 12 Nisan 1992 ile 18 Mart 2009 arasında memur olarak çalıştığı vurgulanıyor.
GÖZLERİ BAĞLANIP İKİ KURŞUN
Binbaşı Ersever ile Mustafa Deniz ve Ersever ile birlikte çalışan Neval Boz'un cesetleri 1 Kasım 1993 günü Ankara yakınlarında üç ayrı noktada bulunmuştu. Deniz'in ölümüne ilişkin tutanağı dönemin Ankara DGM Savcısı Kemal Ayhan düzenledi. "Olay 2" başlığıyla yer alan tutanakta şöyle denildi:
"1 Kasım 1993 günü saat 16.00 sıralarında Ankara Polatlı İlçesi Alçı Köyü Kayabaşı mevkiinde kimliği tespit edilemeyen ve ateşli silahla gözleri ve elleri önden bağlı vaziyette vurulmuş bir erkek cesedi bulunmuş, cesedin 35-40 yaşlarında, 1.70 cm boyunda 65 kg ağırlığında, siyah bıyıklı, koyu kumral saçlı, esmer tenli olduğu görülmüştür. Başın sağ tarafında ve sağ göz üzerinde kurşun izi vardır. Şahsın üzerinden bir miktar madeni para, bir adet belediye otobüs bileti ve gözlükten başka kimliğini belirleyecek eşya çıkmamış, olay yerinde 38 kalibre mermi çekirdeği bulunmuştur''
KARDEŞİ TEŞHİS ETTİ
Ceset hastane morguna kaldırılırken, aynı günlerde Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat eden Mehmet Deniz adlı Ağrı doğumlu bir kişi, hastanedeki cesedin kardeşi olduğunu belirterek teşhis etti. Mehmet Deniz ifadesinde, kardeşinin PKK'ye katıldığını 6 yıl sonra ayrılıp, pişmanlık yasasından yararlandığını söyledi ve 6 ay cezaevinde kaldıktan sonra devlete hizmete başladığını anlattı. Ceset de Manisa'da oturan Mehmet Deniz'e teslim edildi.
ÜÇ İHTİMAL VAR
Bu karmaşa Mustafa Deniz olayında üç ihtimali gündeme getirdi. İlk ihtimal zayıf olmakla birlikte Mustafa Deniz'in yaşadığı ve başka bir cesedin gömüldüğü biçiminde... Ancak, 17 yıldır bu durumun ortaya çıkmaması zor görünüyor. Kardeşinin yanılış teşhis yapabileceği de düşünülmüyor.
İkinci ihtimal ise aynı isimle jandarmada çalışan ikinci bir personel vardı ve bu durum karmaşaya yol açtı. Üçüncü ihtimal de, Mustafa Deniz öldüğü halde personel kaydından düşülmedi ve evrak üzerinde kaydı devam ettirildi. Mustafa Deniz olayı karmaşık hale gelirken, daha önce Yüksekova çetesi olayına adı karışan İtirafçı Kahraman Bilgiç'in de öldüğü açıklanmış ancak daha sonra yaşadığı ortaya çıkmıştı.
http://www.haberdiyarbakir.com/news_detail.php?id=29449
JİTEM kurucularından Binbaşı Cem Ersever'in sağ kolu olan itirafçı Mustafa Deniz'in, 18 Mart 2009'a kadar Jandarma'da çalıştığının açıklanması esrarengiz cinayetler zincirini daha da karmaşık hale getirdi.
1 Kasım 1993'de Ankara'nın Polatlı ilçesinde bir ceset bulunmuş ve bu cesedin Deniz'e ait olduğu açıklanmış, kardeşi tarafından da teşhis edilmişti..
Ancak 17 yıl sonra Jandarma Genel Komutanlığının, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdiği yazı durumu değiştirdi. Hakim Albay Gazi Koçer imzasıyla gönderilen yazıda, Mustafa Deniz'in Jandarma İstihbarat Komutanlığı bünyesinde, 12 Nisan 1992 ile 18 Mart 2009 arasında memur olarak çalıştığı vurgulanıyor.
GÖZLERİ BAĞLANIP İKİ KURŞUN
Binbaşı Ersever ile Mustafa Deniz ve Ersever ile birlikte çalışan Neval Boz'un cesetleri 1 Kasım 1993 günü Ankara yakınlarında üç ayrı noktada bulunmuştu. Deniz'in ölümüne ilişkin tutanağı dönemin Ankara DGM Savcısı Kemal Ayhan düzenledi. "Olay 2" başlığıyla yer alan tutanakta şöyle denildi:
"1 Kasım 1993 günü saat 16.00 sıralarında Ankara Polatlı İlçesi Alçı Köyü Kayabaşı mevkiinde kimliği tespit edilemeyen ve ateşli silahla gözleri ve elleri önden bağlı vaziyette vurulmuş bir erkek cesedi bulunmuş, cesedin 35-40 yaşlarında, 1.70 cm boyunda 65 kg ağırlığında, siyah bıyıklı, koyu kumral saçlı, esmer tenli olduğu görülmüştür. Başın sağ tarafında ve sağ göz üzerinde kurşun izi vardır. Şahsın üzerinden bir miktar madeni para, bir adet belediye otobüs bileti ve gözlükten başka kimliğini belirleyecek eşya çıkmamış, olay yerinde 38 kalibre mermi çekirdeği bulunmuştur''
KARDEŞİ TEŞHİS ETTİ
Ceset hastane morguna kaldırılırken, aynı günlerde Polatlı Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat eden Mehmet Deniz adlı Ağrı doğumlu bir kişi, hastanedeki cesedin kardeşi olduğunu belirterek teşhis etti. Mehmet Deniz ifadesinde, kardeşinin PKK'ye katıldığını 6 yıl sonra ayrılıp, pişmanlık yasasından yararlandığını söyledi ve 6 ay cezaevinde kaldıktan sonra devlete hizmete başladığını anlattı. Ceset de Manisa'da oturan Mehmet Deniz'e teslim edildi.
ÜÇ İHTİMAL VAR
Bu karmaşa Mustafa Deniz olayında üç ihtimali gündeme getirdi. İlk ihtimal zayıf olmakla birlikte Mustafa Deniz'in yaşadığı ve başka bir cesedin gömüldüğü biçiminde... Ancak, 17 yıldır bu durumun ortaya çıkmaması zor görünüyor. Kardeşinin yanılış teşhis yapabileceği de düşünülmüyor.
İkinci ihtimal ise aynı isimle jandarmada çalışan ikinci bir personel vardı ve bu durum karmaşaya yol açtı. Üçüncü ihtimal de, Mustafa Deniz öldüğü halde personel kaydından düşülmedi ve evrak üzerinde kaydı devam ettirildi. Mustafa Deniz olayı karmaşık hale gelirken, daha önce Yüksekova çetesi olayına adı karışan İtirafçı Kahraman Bilgiç'in de öldüğü açıklanmış ancak daha sonra yaşadığı ortaya çıkmıştı.
http://www.haberdiyarbakir.com/news_detail.php?id=29449
Emekli Yüzbaşı'dan Şok İtiraflar
Eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, 1996’da Şırnak'ta korucuların nasıl katledildiğini itiraf etti...
Eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, 1996'da Şırnak'ın Güçlükonak ilçesindeki 11 korucuyu, dönemin Akçay Piyade Tugay Komutanı S.U.'nun emriyle, Muhabere Arama Kurtarma (MAK) timlerinin gözetiminde, 7 korucunun katlettiğini ileri sürdü.
Saldırıyı yapan korucu A.Ö. ve ekibinin iş için 50 bin dolar aldığını iddia eden Tozlu, sonra olayın PKK'nin üzerine atıldığını kaydetti.
A.Ö. ve ve ekibinin birçok faili meçhul olayda kullanıldığını, halen de kullanılmakta olduğunu iddia eden Tozlu, bu korucuların, Tugay'dan kelle başına para alarak infaz yapan tim olarak bilindiğini iddia etti.
Katliamın içyüzünü MİT'le yaptıkları ortak çalışmada ortaya çıkardıklarını, raporun MİT'te olduğunu savunan Tozlu, olayı ortaya çıkarmalarının ardından öldürülmek istendiğini söyledi.
Tozlu “Şırnak, Cizre, Milli karakol bölgesi, Mardin ve Eruh yolu üzerinde, şahsıma pusu yöntemi ve mayınla suikast düzenlendiler. Bunlardan MİT vasıtasıyla haberdar oldum ve kurtuldum. Daha sonra MİT'e sığındım. MİT'le yaptığımız çalışmada, suikast girişimlerinin köy korucularına yaptırıldığını belirledik. Özür dileyerek, yanlışlıkla PKK yerine bana pusu attıklarını belirttiler” dedi. Tozlu, tehdit aldığı dönemde, Diyarbakır JİTEM bölge komutanı ve hocası Abdülkerim Kırca'nın kendisine koruma vermek istediğini de söyledi
Eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu, 1996'da Şırnak'ın Güçlükonak ilçesindeki 11 korucuyu, dönemin Akçay Piyade Tugay Komutanı S.U.'nun emriyle, Muhabere Arama Kurtarma (MAK) timlerinin gözetiminde, 7 korucunun katlettiğini ileri sürdü.
Saldırıyı yapan korucu A.Ö. ve ekibinin iş için 50 bin dolar aldığını iddia eden Tozlu, sonra olayın PKK'nin üzerine atıldığını kaydetti.
A.Ö. ve ve ekibinin birçok faili meçhul olayda kullanıldığını, halen de kullanılmakta olduğunu iddia eden Tozlu, bu korucuların, Tugay'dan kelle başına para alarak infaz yapan tim olarak bilindiğini iddia etti.
Katliamın içyüzünü MİT'le yaptıkları ortak çalışmada ortaya çıkardıklarını, raporun MİT'te olduğunu savunan Tozlu, olayı ortaya çıkarmalarının ardından öldürülmek istendiğini söyledi.
Tozlu “Şırnak, Cizre, Milli karakol bölgesi, Mardin ve Eruh yolu üzerinde, şahsıma pusu yöntemi ve mayınla suikast düzenlendiler. Bunlardan MİT vasıtasıyla haberdar oldum ve kurtuldum. Daha sonra MİT'e sığındım. MİT'le yaptığımız çalışmada, suikast girişimlerinin köy korucularına yaptırıldığını belirledik. Özür dileyerek, yanlışlıkla PKK yerine bana pusu attıklarını belirttiler” dedi. Tozlu, tehdit aldığı dönemde, Diyarbakır JİTEM bölge komutanı ve hocası Abdülkerim Kırca'nın kendisine koruma vermek istediğini de söyledi
Subscribe to:
Posts (Atom)